HENÜZ BAZI ŞEYLERİN FARKINDA DEĞİLSENİZ...

Henüz hiçbir şeyin farkında değildik henüz.

 Biraz düşünmeli aslında Arkeoloji denince... Yıllar öncesine dönüp baktığımda henüz bazı şeylerin farkında olamamanın verdiği heyecan ve sevinçle, Arkeoloji bölümünde kendime bir sıra edinmiştim. Bu bir aşktı benim için. İlgiyle takip ettiğim dersler farklı konular, alışılmışın dışında eğitim tarzı, Akademik alanda önemli başarılar elde etmiş öğretim üyeleri ve nihayetinde Arkeoloji… Henüz farkında değildik bazı şeylerin henüz.

Arkeoloji  nedir diye sorulduğunda herkesin ilk aklına gelen ve adeta akıllarına mıh gibi yerleşmiş ‘kazı bilimi’ cevabıyla  komik duruma düşen insanların olduğu bir ülkede  büyük bir sarsıntı geçiyor arkeoloji dair ilk düşlerim. Oysa 21. yüzyılda batılı ülkelerde özel bir bilim dalı olarak kabul edilen arkeoloji, maalesef ülkemizde hala tarih kitaplarında, tarihe yardımcı bir bilim dalı olarak geçiyor ve kısa bir tanım’ Arkeoloji: Kazı bilimi’ nokta. Türkçe Dil Bilgisi kurallarına uymak gerekiyor. Cümle bitti mi nokta sadece kazı bilimi… Bu durumda bizler kazı bilimciyiz. Dolayısıyla arkeolojiye merhaba dediğimizde henüz bazı şeylerin farkında değildik henüz.

Arkeoloji bilimi geçmiş dönemde yaşayan insanların, insan topluluklarının yaşayışı hakkında bilgilere ulaşma gayreti içerisindedir bunun için sistemli, bilimsel kazılara başvurur. Çünkü zaman denen kavram geçmişin kalıntılarını örterek onları bizden gizlemiştir. Doğal olaylar sonucunu toprak altında kalan geçmiş insanın elinden çıkan her şey Arkeolojinin konusudur. Kadim kentlerin toprakları altına gizlenmiş sessiz şahitleri bulduktan sonra başlar Arkeoloji…

Arkeoloji öğrencisi olarak birinci sınıfın sonunda, Akademik sorumluluğunu Dicle Üniversitesi Arkeoloji bölümün aldığı Körtiktepe kazısına katıldım. Kazı ekibi içerisinde yer almam büyük bir sevinç uyandırmıştı bende ama henüz bazı şeylerin farkında değildik henüz.

Kazının yapılacağı araziye gittiğim ilk günden beri zamanın sakladığı şahitlere ulaşmak için büyük bir sabırsızlık içindeydim. Özverili bir çalışmayla neolitik dönemi yaşıyorduk adeta, çünkü her yerde her anda Neolitik izler vardı. Kazıdan döndüğümde o kadarıyla yetinmeyip daha çok araştırma peşine düştüm ve kazı yapılan höyüğü bütünüyle görmek istiyordum. Ama şartlar sadece öğrencilik yıllarımda arkeoloji kazısına katılmamı emretmişti sanki. Tabi biz üst sınıfa geçtikçe, bölümümüze yeni arkeoloji öğrencileri geliyordu. Arkeoloji bilimin geleceği konusunda sohbet etmek için yaklaştığım öğrencilerin çoğunun ilk sordukları sorular: İş var mı bu bölümde? Ne yapacağız şimdi? Birde bazı öğrencilerin; kazıda para veriyorlar mı? Gayet olumlu karşılıyorum, onlar kazıcı olarak görüyordular kendilerini, öyle öğrenmişlerdi. Aslında her Arkeolog biraz ameledir lakin işi bittikten sonra heybesini alıp, araziye sırtını dönen amele değil… Henüz bazı şeylerin farkında değildik henüz.

Üniversite yaşamım arkeolojiyi insanlara tanıtmak, anlatmak oldu. Bu doğrultuda birçok çalışma yürüttük. Birçok sivil toplum kuruluşunda bulunduk. Projeler ürettik, projeleri hayata geçirdik.  Ama asıl tehlikenin farkında değildik. Üniversiteye arkeoloji bölümü okumaya gelen birçok öğrenci zorunluluktan tercihleri arasına aldığı bu bölüme yerleştiğinde iç dünyasında büyük çatışmalara girer kendisiyle bu çatışmadan yenik düşer ve arkeolojiye yazık eder. Ben arkeolog olmak için arkeoloji okumuyorum deyip, üniversite yaşamı boyunca yerden yere vurduğu bölümden mezun olduktan sonra çaresiz gecesini gündüzünü Kpss’ye harcar sonrasında bir ihtimal Arkeolog alımı olursa müzenin yolları taştan türküsünü söyleye söyleye müzeye gider… Ve biz henüz bazı şeylerin farkında değiliz henüz. Çünkü hala türküyü yanlış okuyoruz.

Şimdi ise;

Tarihin sessiz tanığı Dicle nehri ve solgun yapraklarıyla hevsel bahçelerinin ezoterik ikilemi karşısında yitiriyorum sıcak bir çay tadında anılarımı…

Saygılarımla               Serdal Turan

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !