HELLENİSTİK DÖNEM AMPHORALARI

Amphora, Yunanca bir kelime olan “ Karşılıklı “ ve ya “ iki taraflı “ anlamındaki Amphi ile, taşımak anlamına gelen Pherein fiilinden türetilen Phoros kelimesinin birleştirilmesi ile oluşturulmuştur.1 Vücudunun yaklaşık olarak 3/1 uzunluğunda boyna sahip, omuz üzerinde ya da boyundan omuza uzanarak birleşen kulpları olan, geniş omuzlu, sivri ve ya düz dipli örnekleri olan, taşıma kaplarıdır. Amphoralar; çamurun hazırlanması, çömlekçi çarkının kullanılması ve uygun ısıda fırınlanmasıyla üretilir. Kilin hazırlanması, kil içine mika, kum gibi katkı maddelerinin konması, çamurun dinlendirilmesi, çiğnenip hava kabarcıklarının yok edilmesi ve çarka alınması, ilk aşamada yapılan işlerdir. Daha sonra çark yardımıyla kile biçim verilir. Fırınlama aşamasında ise, amphoralar 800 c ile 1000 c derece sıcaklıkta tutulur. Fırınlar prizmatik, silindirik ya da armudi biçimli 3-5m boyutlarında 80–100 amphora alabilecek kapasitede yapılmıştır.2 Genellikle sivri dipli ve 50 ile 100 cm arasında yükseklikleri olan amphoralara tek bir safhada şekil verilmesi mümkün değildir. Bu nedenle amphoralar en az iki veya daha fazla aşamada parça parça imal edilmekte ve bu parçalar bir müddet kurumaya bırakıldıktan sonra yine çamurla birleştirilmektedir. Ayrıcabüyüklüklerine göre gövdelerin de bir veya iki parça halinde imal edildiği veya çamur kangallarının üst üste konması ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Değişik formlu sivri diplerin ise ayrıca yapılıp alt gövde ile birleştirildiği gözlenmektedir. Amphoraların üretimindeki en önemli işlem, ağır ve uzun kulpların yerleştirilmesidir. Zira kaptan istenen taşıma fonksiyonlarının yerine getirilmesi, hem kendisinin hem de içine konacak sıvının ağırlığını taşıyabilmesine bağlıdır. Şekillendirme, kurutma ve pişirme safhalarının herhangi birinde teknik kurallara uyulmaması büyük üretim kayıplarına yol açmaktadır. Antik dönemden günümüze kalan seramik atölyelerinde görülen üretim artıklarının toplandıkları çöplüklerin çokluğu amphora kırıklarının fazlalığı, fırınlama ve fırınlama dışı teknik yetersizliklerin varlığını göstermektedir. Diğer taraftan bir amphoranın kalitesini belirlemenin en iyi yolu, kabın kendi ağırlığı ile taşıdığı hacmin arasındaki oranın tespit edilmesidir. En iyi amphoralar en ince cidarlı ve en geniş hacimli olanlarıdır. Bu oran ne denli yüksek olursa, gemi ile yapılan taşımacılık ta o denli ekonomik olacaktır.3 Yapılan kara ve sualtı kazılarından ayrıca antik yazarların bilgilerinden amphoralar içinde Zeytin, Balık, Buğday, Soslar ve Şarap aşındığını biliyoruz. Kaş açıklarında bulunan genç Tunç çağa ait Uluburun batığında yapılan kazılarda, Bitki tohumları, incir, nar ve üzüm çekirdekleri, sumak, kişniş ve çörek otu gibi baharatlar da bulunmuştur.4 Amphoralarda şarap taşındığına dairde Homeros, Odysseia adlı eserinde şöyle bahseder; “ Her şeyi koydurt ayrı ayrı kaplara, şarabı iki kulplu testilere koydurt. “5 Ayrıca Mısır’ da M.Ö. 4. Yüzyıla ait bir duvar resminde, Mısırlı gençlerin ayaklarıyla üzümü ezerek şarap yapıp, Amphoralara koydukları betimlenmiştir.6 Amphoralara taşıma amaçlı konulmasının yanı sıra şarabın amphora içinde yapıldığı bilinmektedir. Peacock’ un bahsettiğine göre; Fermantasyon bittiğinde şarap içi reçine ile kaplanmış amphoralara ince bir kumaştan geçirilerek süzülür ve birkaç hafta karanlık bir yerde soğumaya bırakılırdı.7 Ancak Amphoralar sadece yiyecek ve içecek taşıma amaçlı ya da yapma amaçlı kullanılmamış, Seramik ressamlarınca boyanıp süs amaçlı da kullanılmıştır. Arkaik dönemde, Eleusis 747 Ressamı, Timiades Ressamı, Castellani Ressamı Siyah figür tekniğinde amphora boyayan ressamlardan bir kaçıdır.8 Arkaik dönemin ortalarında M.Ö. 560 – 530 yılları arasında boyanan Panathenaik Amphoralar, Sadece süs amaçlı kullanılmamış, sporculara verilen ödül olarak Kupa niteliğinde de kullanılmıştır. Hellenistik dönemde seramik bezeme sanatında yer alan amphoralar, Table Amphoralarıdır. Boynu batı yamacı stilinde süslenen, günlük kullanım amaçlı bir formdur. Bu forma Ege kıyılarında çeşitli merkezlerde rastlanılmaktadır ancak diğer seramik formları yanında sayıca çok az ele geçmiştir. Bunun nedeni table amphoraların zengin ve soylu halkın kullandığı çok özel bir form olmasıdır. M.Ö. 3. yy.ın ortasından itibaren büyük merkezlerde yapılmaya başlanmıştır ve Bergama’da ele geçen ilk örneklerinin de bu tarihlere aittir.9 Rotroff ise batı yamacı bezemeli amphoraların, Hellenistik dönemin bir yaratısı olduğunu söyler ve üç varyasyonundan söz eder. Bunlar konik gövdeli ve bant kulplu Gnathia amphoraları, gövdesi yivli, ağız kenarı kademeli ve bant kulplu Küçük Asya ile Karadeniz amphoraları, ağız ve gövdesi düz profilli, sarmal kulplu Attika amphoralarıdır.10 Bu Küçük Asya ve Karadeniz tipi amphoralarda ağız tablası kademelidir. Dikey bantlı çift kulpa sahiptirler. Boyun ve omuzu üzerinde batı yamacı bezenmesi yer alır. Boyun üzerinde ulp eklentisine denk gelen yerde beyaz renkli iki bant ve ikinci banttan diyagonal inen iki bant bulunur. Bu motif boyunda kolye gibi görünmektedir ve tam merkezde rozete benzer bir süsleme yer alır. Boyundan omuza geçişte yine bir bant bulunur. Omuz üzerinde de iki bant arasında sıra sıra dalga şeklinde motifler yer almaktadır. Gövdesi yivli olur.11 Bu amphoranın Bergama Asklepieionu’ndan ele geçen bir örneği M.Ö. 265-235’e tarihlenmektedir.12 Bergama örneklerini Schaefer M.Ö. 2. yy.ın 2. yarısına vermiştir. Behr ise M.Ö. geç 2. yüzyıla vermiştir. Troia örnekleri, Bergama Asklepieionu’ ndan ele geçen örnekle karsılaştırılarak M.Ö. 3. yy.ın 2. yarısına tarihlenmiştir. Konteks malzemesi olarak ele geçen Paphos örnekleri, M.Ö. 3. yy.-M.Ö. erken 2. yy. ile M.Ö. 2. yy.ın ortasına aittir. Tarsus-Gözlükule’de bu tip amphoralar, höyüğün Orta Hellenistik ünitesinden(M.Ö. geç 3. yy.-M.Ö. erken 2. yy.) ele geçmiştir.13 Orta Tunç Çağından İtibaren Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi, dünyanın merkezi olmuş, önemli bir ticaret ağının da sahibi olmuştur.(Res4) Bu deniz ticareti yapılırken gemilerin taşıdığı kargo ağırlıklı olarak amphoralardır. Hellenistik Dönemden hemen öncesinde Akdeniz’ de ticaret yaralanmalar almıştır. Pers Kralı Kyros’un Lydia Kralı Kroisos’ u yenmesinin ardından Anadolu’ da Pers hâkimiyeti başlamıştır. Bu hakimiyet döneminde ise büyük savaşlar yaşanmış ve politikada karışık bir döneme sürüklenilmiştir. Pers yönetimine karşı isyanlar baş göstermiş ve Salamis, Lade, Maraton gibi deniz bağlantılı savaşlar, Akdeniz Ticaretindeki huzuru kaçırmıştır. Ayrıca Dareius’ un satraplık sisteminde yaptığı değişiklikler sonucu Kral yolu adı verilen, Bugünkü İran topraklarından Batı Anadolu’ ya kadar uzanan geniş bir kara ticaretine geçilmiş, bu da dönemin deniz ticaretine sekte vuran diğer bir etmen olmuştur. Hellenistik Dönem ile birlikte bu karışıklık ortadan kalkmış ve deniz ticareti yeniden can kazanmaya başlamıştır. Ancak bu dönemde de Korsalık sorunları ve Anadolu ve Roma arasındaki çekişmeler ticarette sekteler yaratmaktadır. Akdeniz’ de Rhodos, Khios, Knidos gibi kentler önem kazanmış ve ticaret merkezleri haline gelmiştir. Roma’ da da önemli ticaret merkezleri oluşmuştur. Bu kentler amphora üretimlerinde de önemli gelişimler göstermişlerdir. Hellenistik Dönem Amphoraları’ da üretildikleri bu kentler doğrultusunda gruplanmaktadırlar.

Yorum Yaz