Embed

ARKEOLOJİK VERİLER IŞIĞINDA UYGARLIKLAR ARASI ETKİLEŞİM

 

            Arkeoloji bilimi; Geçmişe dair sonsuz bir arayış içerisinde analiz edilebilir nesneler üzerinden uygarlıkların yapmış olduğu her şeyi inceleyen, yorumlayan ve dönem koşulları içerisinde değerlendiren bir disiplin olarak bilim dalları içerisinde yer almaktadır.  Bu bağlamda iki önemli unsur ile karşılaşmaktayız; İlki tarihi dönemlerin başlatan yazının bulunuşu, ikincisi ise yazı öncesi devirlerde yapılmış ve yaşanmış bütün somut verilerdir.

            Bilindiği üzere tarih öncesi çağlardan bu yana binlerce medeniyet birçok farklı din ve ırka mensup insanlar yeryüzünde farklı coğrafyalarda yaşam sürdürmüştür. Bir takım gelenek, görenek, inanç, sanat ve estetik anlayışı gelişmiştir. Doğal koşulların ve yaşam şartlarının insanlar üzerindeki etkisi ve yansımaları yaratmış olduklarıyla belirgin bir şekilde kendini göstermektedir. Nitekim doğanın insanlara sunduklarına karşın insanların oluşturmuş olduğu her şey Kültür kavramını ortaya çıkarmıştır.

            Kültürlerin oluşması ve değişmesi uzun süreli yaşanmışlıklara bağlıdır. Birikimli olarak belirli bir ivme kazanan kültür olgusunda en önemli faktör insandır. İnsanların sosyal, siyasal, ekonomik dini özellikleri bu şekillenme içerisinde yer almaktadır. Güç ve otorite bu şekillenme üzerinde toplumlar arası kültür farklılığını ortaya çıkarmaktadır. Özellikle doğal koşullara bağlı yaşama bağlı toplumlarda güç ve otorite olgusu belirgin bir şekilde kendini ele verir.

            Yaşam koşullarının değişmesi insanları zorunlu göç, ticaret , savaş  gibi sosyal olgularla karşı karşıya bırakmıştır bu olgular toplumların karışmasını, iç içe yaşamasını veya benzerlik ve farklılıkları benimsemesi gibi durumları ortaya çıkarmıştır. Bu noktada Kültürleşme süreci başlayacak ve toplumların etkileşimi hızlanmış olacaktır. Örneğin;  Erken Kalkolitik çağda Anadolu’da Hattiler bulunmaktaydı. Hattilerin köken olarak kim oldukları belli değildir. Ancak seramiklerinde görülen ve Anadoluya özgü ılımlı bezemelerin olmuş olması ve yine Neolitik çağdan itibaren tapınımı yapılan Ana tanrıça tapınımı ile hattilerin Anadolu’nun yerel halkı oldukları kanısı güçlü bir tez olarak öne sürülür. Ayrıca İlk kez Akad kralı Sargon (M.Ö 2371-2316) Anadolu’ya yaptığı seferde Hattilerden söz eder. Yine Naramsin’in Anadolu’ya yapmış olduğu seferde 17 prensliğin Hatti komutasında birleşip kendilerine karşı koyduğundan söz eder. Bu seferler kayıt altına alınarak belgelenmiştir. Ancak M.Ö 2300’lü yıllara gelindiğinde Anadolu’da Hint Avrupa-i yeni bir dilin kullanıldığı ve özellikle Alacahöyük buluntularıyla yeni bir halkın Anadolu’da varlığı görülmektedir. Anadolu’ya geliş yolları ile ilgili farklı görüşler sunulan bu halk Hititlerdir.

            Anadolu’da uzun süre varlık gösteren Hititler; Mezopotamya, Mısır ve Ege uygarlıkları ile çeşitli nedenlerle ilişkiler kurmuş ve bu ilişkiler sonucunda karma bir yapı oluşmuştur.  Özellikle Mısır ile yapılan savaş sonrası tarihte ilk yazılı antlaşma olarak geçen Kadeş Antlaşmasıyla siyasi bir güç olduğunu da ıspatlamıştır. Hititlerin varlık gösterdiği yıllarda Asurluların Anadolu’da Karum adı verdikleri alanlarda ticaret kolonileri kurmuş ve bu  kolonilerde faaliyet gösteren tüccarlar ilk kez Anadolu halkının yazı ile tanışmasını sağlamış Anadolu’nun Tarihi devirlerin başlamasına sebebiyet vermiştir.

            Hititlerin Anadolu’daki egemenlikleri ardından Asur, Arami ve Hitit etkili Geç Hitit kent devletleri ortaya çıkmaktadır. Bu kent devletlerine gelindiğinde uygarlıklara ait kültür birikimi özellikle sanatsal anlamda kendini göstermektedir. İlk kez Aramilerde görülen mezar steli diktirme geleneği Geç Hitit kent devletleri tarafından benimsenerek uygulanmış ve sanatsal özellikler artık sadece yöneticiler ve din alanında değil sosyal hayata da uyarlanmıştır. Geç Hitit kent devletleri döneminde yaşanan yoğun ticari etkileşimler ile Greklere taşınmıştır.  M.Ö 5. yy.’da  Villa Arbani’de görülen mezar steli incelendiğinde duruş ve kişilerin iç dünyasının yansıtılması ile Anadolu’daki (Kahramanmaraş Tarhunpias mezar steli) mezar stellerine benzerlik göstermektedir. Grekler üzerinden Etrüsklere geçen bu gelenek M.Ö 520 yıllarına tahinlenen Villagullia steli ile doğrulanmaktadır. 

            Bütün bu özellikler değerlendirildiğinde Uygarlıklar arasında kültür etkileşimin sebep ve sonuçlarına genel olarak ulaşmak mümkündür.  Ancak bu sebepler salt yıkım,savaş,göç ticaret gibi etkenlerle açıklanmaz.  Yakın zamanlarda Mardin ilinde  ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen, tiyatro oyunlarında kullanılan iki mask bulunmuştur. Roma İmparatorluğunun Anadolu’daki yayılımını incelediğimizde özellikle güneydoğu Anadolu bölgesinde aktif olarak yerel halkın kültürüne,özüne sosyal ve dini inancına müdahale etmeden bölgeye lejyonlar gönderdiği ve çoğu zaman bu bölgedeki lejyonların sosyal yaşamalarını devam ettirebilmeleri için merkezden tiyatrocuların gönderildiğini veya söz konusu alanlarda bu geleneği devam ettirebilmeleri için tiyatro gösterilerinin devam ettirildiği söylenebilir. Güneydoğu Anadolu bölgesinde M.Ö 1.- M.S 1. ve 2. yy’lara tarihlenen eserleri incelediğimizde halkın yerel özellikler ile Romalı özelliklerin aynı sahne içerisnde tekrar ettiğini görmek mümkündür. Edesa (Şanlıurfa) bölgesinde Abgar krallığı, Mardin ve Diyarbakır bölgeleri mezar stellerine veya mozaik örneklerine baktığımızda fizyolojik ve etnografik olarak yerel özelliklerin ön plana çıktığı ancak yine de duruş ve kompozisyon olarak Romalı komutanların taklit edildiği saklanamaz bir gerçektir. Bu bağlamda kültür etkileşimin direkt değişim olmadığı aynı zamanda bir kültür şokunu da beraberinde getirdiği söylenebilir.  SERDAL TURAN

Resim:Kahramanmaraş'tan Tarhunpias Mezar Steli. Aramileşmiş Geç Hitit Stili. M.Ö 7. yy. başları. Paris Louvre Müzesi.

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !