ANADOLU'YU TESLİM ETMEYECEĞİZ

2012-08-26 00:37:00

ANADOLU'MUZU TESLİM ETMEYELİM
Anadolu’yuz.
Uğruna ölümlere gidilen toprakların bağrındayız.
Anadolu’yuz.
Bin değil milyon tanrılı kentlerin sahibiyiz.


Anadolu’yuz.
Medeniyetleri doğuran ana'nın evlatlarıyız.
Anadolu’yuz.
Mucitlerin imrendiği işçileriz.
Anadolu’yuz.
Buğdayın ilk yeşerdiği tarlalardayız.
Irgat olduğumuz tarlaların mülk sahibiyiz
Anadolu’yuz.
Dicle ve Fırat'ı Mezopotamya'ya salmışız 
Anadolu’yuz.
Doğuda demirci Urartu'yuz,
Parayı icat eden Lidya'yız
Ahşaba destan işleyen Frig'iz
Güneş kurslu Hitit'iz.

Anadolu’yu tarif etmek kuşkusuz zahmetli bir iştir. Bu mükemmelliği, içinde bulunduğumuz yoğun duygu baskısı altında birkaç satırla dile getirmeye çalıştım. Bir kusurum varsa affola…
Uzun soluklu bir geçmişe sahip olan Anadolu’muz, köklü bir kültürel mirası bağrında taşımaktadır. Her metre karesinde geçmişin izlerini taşıyan topraklara baktığımızda bin yılların o umutlu, o direngen yapısı gerek doğal, gerek beşeri etmenlerle yok olmaya karşı karşıyadır. İçinde bulunduğumuz kültürel yıkım karşısında duyarlılığımızı gizleyip, bu toprakların kaderini bizden büyüklere teslim etmişiz. Bizden büyükler onlardan büyük bir gücün de olduğunu unutmasınlar!.. 
Kültürel ve tarihi mirasımızı korumak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak için Ülkemizin nadide bakanlıkları arasında yer alan Kültür ve Turizm Bakanlığı son zamanlarda bizleri şaşırtan bir tavır sergilemektedir. Bu tavır karşısında şuan bile yüzümde oluşan tebessümü anlatmak için kelimeler noksan kalıyor. Siz yüzümdeki tebessümü kahkahalarla renklendirin. Çünkü birazdan anlatacağım olay ancak mizah dergilerinde yer kaplayan bir olaydır. Gülmek bizim de hakkımız.
Türkiye’de geçmişin aydınlatılması ve topraklarımızda var olan manevi değerlerin korunması, yeni nesillere aktarılması için Üniversitelerde bir çok ana bilim dalı bulunmaktadır. Arkeoloji, Sanat Tarihi, Antropoloji vs. gibi bilimlerin hepsi kendi alanında uzmanlık gerektiren ve yeri geldiğinde birbirine yardımcı olan bilimlerdir. Farklı uzmanlık alanları içinde disiplinli bir çalışmanın ürünü olarak bizlere birtakım bilgiler sunan bu dalları birbirine karıştırmamak gerekir. Karışıklık beraberinde kaosu hatta yıkımları getirir. Benden söylemesi… Ama ne hikmetse Türkiye’de bu karışım son derece profesyonel bir şekilde kaşımıza çıkmaktadır. Sanat Tarihi bölümünden mezun olmuş, Arkeoloji bilimini kendi içindeki disiplinlerden bihaber Sanat Tarihçilerimize Arkeolog ünvanı veriliyor. Şimdi ben de arkeolog olarak Tıp dokturu olmayı istesem ayıp mı olur?
Bu kadar karışıklıktan sonra sizlere Üniversitenin ilk yılı hatta hafızam beni yanıltmıyorsa ilk dersinde karşılaştığım durumu anlatmak istiyorum. Derste merakla hocamızın Arkeoloji ile ilgili bir konuyu anlatacağını beklerken, bir anda yüksek bir sesle: ‘Siz bu bölümden mezun olduktan sonra öğretmen falan olamazsınız!’ diyen hocamız bizi şaşkınlığa uğratmıştı. Zaten bizim de öyle bir niyetimiz yoktu hocam! Şimdiler de bu durum karşısında hocamızın yüzünü görmek isterim. Ve nazikçe: ‘ Hocam; Sanat tarihi mezunu arkadaşlar, Arkeolog olabiliyor ama… Üstelik Arkeolog istihdamı bu kadar kıtken bir de hocam Kpss puanıyla değil, Ünvan değişikliyle’
Durum ne olursa olsun, şartlar kime avantaj veya dezavantaj sağlıyorsa sağlasın Anadolu’yu kimsenin keyfi adaletine teslim etmemeliyiz. Herkesin hakkıyla kendi işini icra etmesini dileyerek, Kpss’de kopya çekerek veya Ünvan değiştirerek müzelere yerleşen ve ülkenin kültürel envanterlerine dokunan o eller, umarım bir gün gelir de sizin yakanıza yapışır. 
En derin saygılarımla
Serdal Turan/*/

0
0
0
Yorum Yaz